|
‘’Amca, size baba diyebilir miyim’’ bu klişeyi belirli bir yaşın üzerindeki her kes bilir.
Yıllar önceydi siyah beyaz ekranlarda TRT kanalını izlemeye mecbur insanların hepsi yanılmıyorsam cumartesi akşamları Türk Filmi diye gösterilen Yeşilçam’ın bol acılı, salya sümük dramlarında bazen melankolik hisler bazen coşkunun tavan yaptığı ortamlar yaşayarak duygusallığı Allah’ına kadar yaşıyorlardı.
Sonra kapitalizm video’yu salık verdi dünya pazarına. Artık bu tuhaf ruh hali için bir başkasının münasip gördüğü günü ve saati beklemeye lüzum yoktu. Tak kaseti geç ekranın karşısına Orhan babanın, Ferdi, Müslüm, Cüneyt ağabeylerin her zaman haklı ve inadına her zaman mağdur hallerini yanık ezgiler eşliğinde seyret Allah seyret. Ağla, küfret, sevin kısaca ne halin varsa gör.. kesmedi mi? Kolayı var, küçük Emrah, küçük Ceylan, küçük Mahsun v.b size ağabeylerinin ablalarının yaşatamadığı o jilet kesiği sızılı acıyı elbette tavan yaptırarak yaşatırlardı.
Ve o filmlerde babası bilmem hangi cehennemin dibine giden bu çocuklar filmin bir yerinde o ağlamaklı halleriyle karakterlerden en delikanlı olanına ‘’amca size baba diyebilir miyim’’ diye adeta yalvararak sorarlardı.
Bu durum sadece babaya duyulan özlemden olmasa gerek çünkü; ne yetimler sadece bu ülkede yaşıyor ve fakat ne de başka film sanayilerinde bu demagojik ruh hali yansıtılıyor ekrana.
Bu güce ve iktidara duyulan aşırı bağlılığın ve erk himayesinde güvende olmanın yansıması olabilir mi mesela?
Çünkü biz bunu daha önce askeri darbenin tank paletlerinin sadece ayaklarımızın üstünden değil, kafamızın ve ruhumuzun üzerinden geçmesinden sonra ‘’NETEKİM’’ yapılan referandum’da da görmüştük.
Sistem denen o melun şey acaba bize garip bir duygusallık enjekte ederek fikrimizi duygularımızla çatıştırarak ortaya acayip bir küçük bing-bang’mı çıkarıyor?
Psikolog değilim. Sosyologda değilim. Toplum bilimci olmadığıma sizi temin ederim. Kötü bir niyetim olmadığına ise yemin ederim.
Fakat görünen köye bakmak için dürbüne bile ihtiyaç olmadığını teleskop kullanan arkadaşlara da salık veririm.
Mesela 23 şubat 2011’de Türkiye’de mikrofonu kime uzatırsanız uzatın karamsar bir ruh hali hemen kendini hissettirirdi. İşsizlik, hayat pahalılığı soğuk Avrupa birliğinin nazı niyazı illalahı v.s v.s
12 haziran 2011’de işsizliğin en çok olduğu illerde akp 1. parti.
Mesela 23 mayıs 2011’de mikrofonu hangi Trabzon sporlu taraftara hatta Trabzonlu vatandaşa uzatsaydınız, herkes bu ikincilğin hesabının sandıkla ve seçimle sorulacağını söylerdi. Hatta daha sonra İstanbul da ve Trabzon da kalabalık yürüyüşler yapıldı.
Ve fakat yinede 12 haziran 2011 de akp trabzonda 1. parti oldu. İstanbul kadıköyde chp 1. parti oldu.
Ne alakası var diyeceksiniz?
Bilmiyorum. yani cevabı zınk diye size söylemeye akademik ehliyetim yok.
Ama ‘’size baba diyebilirmiyim?’’ mesela..
|