|
1-2-3. PAYLAŞIM SAVAŞLARI
1. DÜNYA SAVAŞI
28 temmuz 1914'te avrupada başlayan bu savaşa ''İttifak Devletleri diye adlandırılan Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu ve Bulgaristan Krallığı'', '' İtilaf Devletleri diye adlandırılan Britanya İmparatorluğu, Fransa ve Rusya İmparatorluğu önderliğindeki Sırbistan, Karadağ ve Belçika devletleri arasında gerçekleşmiştir. Savaşa sonradan İtilaf Devletleri tarafında İtalya, ABD, Japonya, Yunanistan, Portekiz ve Romanya da katılmıştır.''
''SAVAŞIN SİYASİ NEDENLERİ''
Savaşın başlamasına sebep olarak gösterilen olay; ''Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahtı Franz Ferdinand,28 Haziran 1914 günü Saraybosna'yı ziyaretinde bir Sırp Milliyetçisi olan 'Princip' tarafından öldürülmesidir. bu velihatın öldürülmesinin önemi ise, İki devleti bir arada tutan tek unsur olan Habsbourg Hanedanı'nın tek veliahtı öldürülmesidir.''
SAVAŞIN BAŞLAMASI
''Avusturya,28 Temmuz 1914'te Belgrad'ı bombalamaya başlayarak , Sırbistan'a savaş ilan etti.Bunun üzerine Rusya 31 Temmuz'da genel seferberlik ilan etti.Daha önceden Rus Seferberliği'ni savaş ilanı kabul edeceğini açıklamış bulunan Almanya, 1 Ağustos'ta Rusya'ya, 3 Ağustos'ta da Fransa'ya savaş ilan etti.Almanya, barış zamanında hazırlamış olduğu 'Schlieffen Planı' uygun olarak,Fransa'yı hemen ezip seferberliğini tamamlama çabası içinde bulunan Rusya'ya daha sonra dönmek istediğinden,Fransa'ya saldırıda en kolay yol olan Flander Düzlükleri'nden ordusunu geçirmek istedi ve bunun için Belçika'ya 'Zararsız Geçiş Hakkı' için başvurdu.Tarafsız bir ülke olan Belçika,İngiltere'ye danıştıktan sonra Almanya'nın önerisini reddedince,Almanya 4 Ağustos 1914 tarihinde Belçika'ya saldırdı ve İngiltere de Almanya'ya savaş açtı.Böylece,4 Ağustos 1914 tarihine gelindiğinde üç cephede savaş başlamıştı:Alman-Fransız Cephesi,Alman-Rus Cephesi ve Avusturya-Sırbistan Cephesi''
SAVAŞIN GERÇEK NEDENLERİ !
''Sanayi Devrimi ve Sömürgecilik sonucunda ekonomik pozisyonlarını güçlendiren İngiltere ve Fransa, karşı taraftaki Almanya ve İtalya gibi ülkelerden ekonomik olarak çok ilerideydi. Almanya ve İtalya, siyasi birliklerini oluşturduktan sonra, 1914'e kadar olan süreçte aradaki farkı kapatmaya çalışmışlardır. İngitere ve Fransa'nın ekonomik hakimiyet alanlarını korumak, Almanya'nın ise bu alanları ele geçirmek niyeti savaşın başlıca ekonomik nedenlerindendir. Bu, sömürgeler, deniz yollarının hakimiyeti, uluslarası ticaret imtiyazları gibi ana başlıklarda değerlendirilebilir. Öte yandan 19. yüzyıl sonlarından itibaren kullanılmaya başlayan ve neredeyse 20. yy'a damgasını vuran petrol yataklarının mülkiyeti de savaşın temel ekonomik nedenlerindendir. Osmanlı İmparatorluğu'nun hakimiyeti altındaki Orta Doğu Petrol varlığı, 19. yy sonlarında özellikle İngilizler tarafından,çeşitli gizli/açık yöntemlerle tesbit edilmişti.İngiltere, petrol siyasetini, 1900'lerde tüm stratejilerinin birinci sırasına koymuştu. Diğer bir konuda Rus İmparatorluğu'nun ekonomik durumudur. Rusya, 19. yy'ın sonlarında 20. yy'ın başlarında toplumsal dalgalanmanın en fazla görüldüğü ülkedir. Toplumun en büyük kesimini oluşturan köylü sınıfı ve o büyüklükte olmasa da etkin bir işçi sınıfı 1905 Devrimi ile 1917 Ekim Devrimi'ne giden yolu açmıştı. Toplumsal dalgalanmalar ekonomik açıdan Rus İmparatorluğu ve Çarlık Rejimi için tehlike oluşturuyordu. Rus Yönetimi bu dalgalanmaları engellemek için siyasi ve ekonomik güç kazanmak zorundaydı.''
SAVAŞIN SONUCU
-Bolşevik Partisi öncülüğünde işçiler, köylüler ve askerler 1917 yılının Ekim ayında gerçekleşen Ekim Devrimi'ni yaptılar. Bunun sonucunda, Rusya Brest-Litowsk Antlaşması'yla tamamen savaştan çekildi. Böylece Doğu Cephesi kapanmış oldu. Fakat, Almanya için bu olay savaşın kazanılmasına yol açmamıştır. Ama Osmanlı için, bu olay eski doğu sınırlarına geri dönüş anlamına geri geliyordu.
1918 Yılı Almanya için sonun başlangıcı olmuştur.Sınırlı kaynakları ile abluka altında, hammadde ve gıda sıkıntısı had safhaya ulaşan Alman İmparatorluğu'nda, Rusya'dan, Ekim Devrimi sonucunda hızla yayılan Bolşevik Hareketleri ile grevler ve ayaklanmalar başlamıştı. Bu grevleri önlemeye çalışan hükümet, çok kritik bir hata yaparak, grevcileri -ceza olarak- savaş alanlarına sürdü. Grevciler, bu sefer de Alman Ordusu içerisinde isyanlara ve itaatsizliklere yol açtılar. 1918'de savaş tamamen İttifak Devletleri aleyhine dönmüştü. Rusya'nın savaştan çekilmesiyle, Doğu Cephesi'ndeki gücünü Batı Cephesi'ne kaydıran Almanya, mart ayında General Ludendorff komutasında büyük bir saldırı başlattı. Bu saldırı sonucunda Almanya kısmen başarılı olup cepheyi yarmayı başarsa da, Alman Ordusu içerisindeki isyancılar ve karşı tarafta da Amerikan Tankları'nın cepheye sokulması ile daha fazla ilerleyemedi.İtilaf Devletleri, Alman Ordusu'nu geriye doğru püskürtmeye başladı. Bu saatten sonra, artık İttifak Devletleri için yapılacak pek bir şey kalmamıştı.
İtilaf Devletleri'yle tek tek İttifak Devletleri arasında yapılan mütarekelerle çatışmalar resmi olarak sonlandırılmıştır. Bu mütarekeler, Bulgaristan ile 29 Eylül 1918 tarihinde Selanik Ateşkes Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu ile 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Ateşkes Antlaşması, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile 3 Kasım 1918 tarihinde Villa Giusti Antlaşması ve Almanya ile 11 Kasım 1918 günü Rethondes Antlaşması'dır.
ETKİLERİ
''Tüm ülkelerden 65.038.810 askerin katıldığı savaş, arkasında resmi rakamlara göre toplam 8.556.315 ölü, 21.219.452 yaralı ve 7.750.945 kayıp veya esir bırakmıştır. I. Dünya Savaşı ülkeler arasındaki sorunları çözümlememiş. Ağır yaptırımlar içeren antlaşmalar, savaş sonrası gelişen aşırı milliyetçilik, yeni oluşan Faşizm ve Nazizm gibi ideolojiler, II. Dünya Savaşı'na zemin hazırlamıştır.''
2. DÜNYA SAVAŞI
20. yüzyılda dünya çapında yapılan iki savaştan ikincisi olup dünya milletlerinin çoğunun yer aldığı 1939'dan 1945'e kadar süren küresel bir askeri çatışmadır. Savaşa dönemin tüm büyük güçleri olan İngiltere, Fransa, Sovyetler Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve Çin; Müttefik Devletler olarak, Almanya, İtalya ve Japonya; Mihver Devletler olarak katılmıştır. 100 milyondan fazla askeri personelin dâhil olduğu savaş, dünya tarihindeki en büyük savaştır. Savaşın önemli katılımcıları tüm ekonomik, endüstriyel ve bilimsel güçlerini, sivil ya da askeri kaynak farklılığı gözetmeksizin, bu savaş için kullanmıştır. Nükleer silahların kullanıldığı tek savaş olan ve Yahudi Soykırımı gibi kitlesel sivil ölümlerin gerçekleştirildiği II. Dünya Savaşı, insanlık tarihindeki en kanlı savaştır. Savaş boyunca 50 ila 70 milyon insan hayatını kaybetmiştir.
SAVAŞIN BAŞLAMASI
Almanya’nın Polonya’yı işgal ettiği 1 Eylül 1939 savaşın başladığı tarih olarak genel kabul görür. İki gün sonra İngiltere ve Fransa Almanya'ya savaş ilan eder. Japonya’nın Mançurya'yı işgal ettiği 13 Eylül 1931 ile II. Çin-Japon Savaşı’nın başladığı 7 Haziran 1939 da bazı çevrelerce savaşın başladığı tarih olarak kabul edilir.
A. J. P. Taylor savaşı Doğu Asya’daki Çin-Japon Savaşı ve Avrupa’daki İkinci Avrupa Savaşı olarak ikiye ayırır. Taylor bu iki savaşın 1941’de birleşerek 1945’e kadar süren tek bir küresel çatışma halini aldığını savunur.
Savaşın bitiş tarihi üzerine genel kabul görmüş bir tarih yoktur. Japonya’nın resmen teslim olduğu 2 Eylül 1945 yerine 14 Ağustos 1945 mütarekesi ile savaşın bittiğini savunan bir görüş vardır. Bazı Avrupalı tarihçilere göre Almanya’nın koşulsuz teslimiyet tarihi olan 8 Mayıs 1945 savaşın bitiş tarihidir. Japonya ile Barış Antlaşması 1951’e kadar imzalanmamıştır.
SAVAŞIN ASIL SEBEPLERİ
- Almanya: Adolf Hitler, öncelikle Orta Avrupa, ardından Doğu ve Batı Avrupa'yı Almanya topraklarına katmak amacındadır. İkincil planı ise Asya'yı, özellikle Sovyetler Birliği ve Yakın Doğu'daki stratejik noktaları ele geçirmektir.
- Japonya: I. Dünya Savaşı sonunda Almanya'nın Uzak Doğu sömürgeleri Japonya'ya verilmişti. Üstelik Çin'in bir bölümü de Japonya'nın hakimiyetindeydi. Ancak bu kadar sömürge bile hızla sanayileşen ve büyüyen Japon ekonomisini doyuramıyordu. Ekonomik çıkarlar için ABD ile yakınlaşan Japonya, savaşın patlak vermesi ile Almanya'ya yakınlaşmıştır. Pearl Harbor Saldırısı ile kesin olarak savaşa girmiştir.
- ABD: Savaşın başında tarafsız kalan ABD, sonraları Fransa ve Birleşik Krallık'a silah yardımı yapmıştır. Japonya tarafından Pearl Harbor'da saldırıya uğramış ve kesin olarak savaşa girmiştir. ABD'nin savaşa gimesi ve Almanların Sovyetler Birliği'ni istila etmesi savaşın seyrini değiştirmiş, Almanya genişleme politikası yerine var olan sınırlarını koruma politikasını uygulamıştır.
- Sovyetler Birliği: I. Dünya Savaşı'ndan sonra batı yerine Orta Asya'ya yönelik politikalar izlemiştir. Zengin petrol rezervleri sayesinde savaşta lojistik ve teknoloji alanlarında en güçlü devletlerden biri olmuştur. Almanya ile saldırmazlık anlaşması yapmasına rağmen Alman istilasına uğramıştır. Almanlar'ın bu istilası ve SSCB'ye karşı aldığı yenilgiler II. Dünya Savaşı'nın seyrini değiştirmiştir.
- Birleşik Krallık: Adolf Hitler tarafından Avrupa'daki tek rakip olarak görülen Birleşik Krallık, Almanya'nın Avrupa'nın tamamına yayılmasını önlemiştir. ABD tarafından sürekli mühimmatla desteklenen Birleşik Krallık, ABD'nin savaşa girmesine kadar özellikle Kraliyet Hava Kuvvetleri ile ön plana çıkmış, Orta Avrupa'da kesin bir hava hakimiyeti sağlamıştır. ABD'nin savaşa girmesiyle birlikte kara kuvvetleriyle ön plana çıkan Birleşik Krallık, II. Dünya Savaşı'nın en büyük aktörü olmuştur.
- İtalya: I. Dünya Savaşı'ndan istediğini alamayan İtalya dar bir sömürge alanıyla sanayisini beslemeye çalışıyordu. Ayrıca I. Dünya Savaşı'nda İtilaf devletleri ile görüş ayrılığına düşen İtalya, Mussolini'nin faşist politikaları nedeniyle Avrupa'da sorun teşkil ediyordu. İtalya'nın eski Roma İmparatorluğu gibi güçlü bir devlet olmasını isteyen Mussolini, Almanya ile yakınlaşarak Mihver devletler blokunda savaşa girmiştir. İtalya; Kuzey Afrika ve Balkanlar'da ilerlemiştir.
3. DÜNYA SAVAŞI
Savaşın başladığı tarih konusunda farklı tespitler vardır.Bir grup tarihçi savaşın başlama tarihi için kamuoyunda ''ARAP BAHARI'' olarak adlandırılan 2010 yılındaki gelişmeleri gösterirken,diğer bir grup tarihçide ABD'nin SURİYE'ye müdahalesi olan 2011 yılını kabul eder.
SAVAŞIN SİYASİ VE EKONOMİK NEDENLERİ
3. Dünya savaşı 1991 yılında SSCB'nin dağılmasıyla iki kutuplu dünyanın ekonomik temellerinin tek kutuplu (global dünya) dünya düzenine uyum sağlayabilmesi için yada daha net bir tabirle, ''yeniden paylaşım''dır. Çünkü SSCB'nin varlığı özellikle batılı emperyalist devletler için sadece bir tehlike değil aynı zamanda kendi varlıklarını meşrulaştırma,idame etme ve vahşi kapitalizm kurallarını uygulama sebebi ve gerekçesiydi. Fakat SSCB dağılınca özellikle ABD ekonomisi (ABD ekonomisinin en önemli dinamiklerinden biri silah üretimi ve satışıdır. Dünyada 1 gün içinde silahlanmaya harcanan para 2.4 milyon ABD dolarıdır. Bu pastada ki büyük pay ABD ve FRANSA'nındır) ciddi bir kriz yaşamaya başladı. 2009 yılında bu kriz küresel bir boyut almaya başladı. Çünkü Avrupalı şirketler ile ticari evlilik yapan ABD'li şirketlerin gövdelerinde ki çatlaklar Avrupa piyasaının su almasına sebep oluyordu. Gerçi ABD bu riski daha önce fark etmiş ve ''düşman yoksa, bende yokum'' anlayaşı ile kendine yeni düşmanlar edinmek için nafile çabalara girmişse de pek başarılı sonuçlar alamamıştır. 1991-1992 yıllarındaki ilk körfez savaşı henüz yeni dünya düzenine acemi olan ABD ve Saddam Hüseyin'in aceleciliğiyle pek bir sonuç vermemiştir. ABD sadece KUVEYT ve Ortadoğu'da petrolün asıl sahibinin kim olduğu noktasında bir karizma yenileme hareketi olarak günü kurtarmıştır. 11 eylül 2011 ''saldırıları'' bahane edilerek, Ekim 2011'de AFGANİSTAN işgal edilmeye başlanmış, ancak bu kez de AFGANİSTAN'a saplanıp kalan ABD bir çıkış noktası aramaya başlamıştır. Bu çıkış noktası eski dost yeni düşman Saddam Hüseyin'den başkası değildir. Irak'ta nükleer silah geliştirildiği bahanesiyle 20 mart 2003'te Irak işgal edilmeye başlanmış ve 30 aralık 2006'da Saddam Hüseyin idam edilmiştir. Irak petrolünü ve diğer yer altı kaynaklarını idaresine alan ABD aynı zaman da, Kuzey de kürtlere özerk bir yönetim hediye etmiş ve ABD 3. Dünya savaşının sonuna kadar fiilen Irak'ta işgalci olarak kalmaya devam etmiştir.
Bütün bu çabalarının tam manasıyla sonucunu alamayan ABD ve özellikle Avrupalı dost ve ortakları FRANSA ve İNGİLTERE daha büyük bir organizasyon planlamaya ve uygulamaya başlamışlardır. Kamuoyunda ''ARAP BAHARI'' olarak bilinen bu organizasyon, ilk olarak 18 Aralık, 2010 tarihinde Tunus'da başlamış daha sonra MISIR, YEMEN, CEZAYİR, ve ÜRDÜN'e sıçramıştır. Daha önceden eşi benzeri görülmemiş bir şekilde TUNUS, CEZAYİR, MISIR, LİBYA, BAHREYN, ÜRDÜN ve YEMEN'de büyük çapta; MORİTANYA, SUUDİ ARABİSTAN, UMMAN, SURİYE, IRAK, LÜBNAN ve FAS'ta küçük çapta olmak üzere tüm Arap Dünyası etkilenmiştir.
Bir çok ülkede iktidarda bulunan partiler ve yöneticiler demokrasi ve seçim sözleri vererek isyan eden halk ile uzlaşma yoluna gitmişlerdir. Örneğin MISIR'da yönetimde bulunan Hüsnü Mübarek direnç gösterme eğilimini daha sonra tutuklanarak mahkeme önünde bu hesabı ödemiştir. LİBYA ve Kaddafi için ise senaryo farklı işlemiştir. Hemen hemen tüm batıya kafa tutan inatçı kişiliğiyle ön plana çıkan Kaddafi ve ülkesine ise Batılı ülkelerin müdahelesi ve bir iç savaş operasyonu layık görülmüştür. Paris'te yapılan toplantıya Fransa cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, BM genel sekreteri Ban Ki-moon, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, İngiltere Başbakanı David Cameron, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve bazı temsilciler katıldı. Toplantı sonrasında da hava ve füze taarruzu başlamıştır. ''Ulusal geçiş konseyi'' diye adlandırılan muhalif ''yönetim'' hemen bütün ticari ve ekonomik imtiyazlarını özellikle FRANSA'dan yana kullanmıştır.
LİBYA konusunda operasyonun ilk günlerinde ''zorla güzellik olmaz'' LİBYA halkı kendi kararını kendi verecektir diyen TÜRKİYE, daha sonra treni kaçırdığını anlayınca nafile çabalarla yeni yönetime yeşil ışık yakarak Kaddafi'yi ''tu kaka'' ilan etmiş ise de sadece kurulacak yeni ordunun yanaşık düzen ve disiplin hocalığını alabilmiştir.
Bu rüzgardan etkilenen fakat kırılmayan SURİYE ve İRAN ise batılı çıkar ortakları için cazibe merkezi olamaya devam ediyordu. Başta ABD ve FRANSA olmak üzere batılı ülkeler SURİYE’nin yalnızlaştırılması hamlesini yaptılar. BM güvenlik konseyine ambargo teklifi götürüldü. Ancak beş daimi üyeden ikisi ÇİN ve RUSYA öneriyi veto etti. Bunun üzerine TÜRKİYE, BM kararına rağmen ambargoyu uygulamaya sokacağını ilan etti. ABD, FRANSA, ve KANADA, BM kararından duydukları üzüntüyü dile getirdiler ve gerekirse askeri müdahale etmek için izin almayacaklarını ifade ettiler.
Bölge kaynayan kazana dönmüştü…
Bir zamanlar Ülke Yönetimi nezdinde sıcak temaslar da bulunan TÜRKİYE ve SURİYE artık hasım olmuşlardı. TÜRKİYE Dış İşleri Bakanını kabul eden SURİYE Devlet Başkanı Beşşar Esad her hangi bir müdahale karşısında Ortadoğu'yu ateşe vereceğini ve İSRAİL’i füze yağmuruna tutacağını söyledi. Daha sonra İRAN körfezinde ki Amerikan ve Avrupa hedeflerine yöneleceğini söyleyen Esad’a destek İRAN Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinejad’tan geldi.
Bu sıralarda ekonomik kriz Avrupanın özellikle güneyinde fazlasıyla hissedilmeye başlamıştı. EURO bölgesine de tehlike çanları YUNANİSTAN, İTALYA, İSPANYA, BELÇİKA ve PORTEKİZ için çalmaya başlamıştı.
YUNANİSTAN yenilgiyi hemen hemen kabullenmiş fakat bir taraftan da doğu AKDENİZ enerji kaynakları ile alakalı sahte kabadayı rolünü üstlenmişti.
GÜNEY KIBRIS Yönetimi Akdeniz'de petrol ve doğal gaz için sondaj çalışmaları yapmaya başlamış fakat TÜRKİYE'den çok sert mesajlar almaya başlamıştı. Rum yönetiminin Akdeniz'de petrol ve gaz aramaya ilişkin takvimini yürütmesi durumunda TÜRKİYE'nin KKTC ile kıta sahanlığı anlaşması imzalayarak TPAO vasıtasıyla gerekirse donanma refakatinde arama çalışmalarına başlayacağı yönünde açıklamalar gelmeye başlayınca kendi derdini unutan YUNANİSTAN, GÜNEY KIBRIS Yönetiminin hamiliğine yeniden soyunmuştu. Akdeniz'de TÜRK ve YUNAN donanmalarının karşılaşması an meselesiydi.
Diğer yandan FİLİSTİN'e İnsani yardım götüren kafileye kanlı bir baskın düzenleyerek '’MAVİ MARMARA’’ gemisini kana bulayan İSRAİL artık TÜRKİYE'nin hedefindeydi. Özellikle İSRAİL yönetimini eleştiren TÜRK yetkililer İSRAİL'den özür ve ölenlerin ailelerine tazminat talep ediyor ve yeni insani yardım kafilelerinin güvenliği için DONANMA kartını yine masaya sürüyordu. Bütün bunlara tuz biber yine BM tarafından ekiliyordu; BM ‘’MAVİ MARMARA’’ baskını için yapılan araştırmanın neticesini bir raporla bitiriyordu fakat bu raporda ‘’ÖZÜR’’ ve ‘’TAZMİNAT’’ ifadeleri geçmiyordu. Artık TÜRKİYE köprüleri atmıştı İSRAİL'in Ortadoğu coğrafyasında fazlalık olduğu kanaatine varmıştı.
Beşşar Esad’ın Suriye Devlet Başkanı olarak kalmasına da tahammülü yoktu.
Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin doğu Akdeniz'de petrol ve gaz aramasına tahammül bir yana gerekirse silah kullanarak mani olacaktı…
Şimdi en başa bir dönelim ve 1. Dünya savaşında sözde savaşı başlatan Avusturya-Macaristan devletinin daha sonra savaşta ki rolüne ve kaybına bir bakalım. Birde Almanya ve Fransa’nın kazancına bir bakalım.. Hatta yenildiği halde savaş tazminatı alan Almanya’nın 2. paylaşım savaşını başlattığını bir kez daha yenildiğini fakat asla kaybeden tarafta olmadığını sakın unutmayalım.
‘’YURTTA SULH, CİHANDA SULH’’ sözü bir savaştan sonra söylendiği için anlamlıdır.
Dış Politikamıza yön verenlere duyurulur…
Not: 1 ve 2. Dünya savaşları için kaynak olarak Vikipedia özgürlük ansiklopedisi kullanılmıştır.
|