21 Mayıs 2012 Pazartesi
İDEOLOJİLER TESADÜFEN SİRAYET ETMEZ! PDF Yazdır E-posta
Salı, 17 Ocak 2012 22:30

Yaşamı anlamak ve anlamlandırmak ''soru'' sormakla başlar.

Sorulan her soru bilinmezlik içermez.

Yani cevaba dair bir şeyler muhakkak vardır kafamızın içinde.

Sorduğumuzun cevabı bilinmezliğin kapısını açacağı gibi aynı zamanda var olanı da perçinlememize yardımcı olur.

Çok sıkıcı bir giriş olmaması için soru sormak ve cevap almak eylemini  aslında ideolojik alt yapıyı kurmanın ilk basamağı olarak tanımlayıp asıl konuya geçmekte fayda var.

 

 

Yukarıda anlatmak istediğimiz şey; ''tesadüflerin'' sadece düşünce dünyamızın oluşmasında figüranlık bile olsa, hiçbir rol alamayacağının da mühim kanıtıdır.

Fakat ''büyük'' davaların adamları olduğunu birazda böbürlenerek anlatan ‘ağbeylerimiz ve ablalarımız’ bazen öyle şeyler söylüyorlar ki; akıl tutulması deyimine başka anlam aramaya gerek kalmıyor.

Bu acayip durum Silivri’de günlük yayınlanan HABERDAR gazetesinin 17 Ocak 2012 tarihli, Silivri Cumhuriyet Halk Partisi İlçe başkanı Hüseyin Şahin’in “TESADÜFEN SOLCU OLDUM” başlıklı röportajında yeniden karşımıza çıktı.

Sıcak bir ortamda bir Pazar kahvaltısında başkanın evinde yapılan bu röportaj; maksadı, içeriği ve başlığıyla günün moda deyimi ile dumura uğratmak konusunda bir hayli iddialı...

Yazının girişinde anlattığımız ''düşünce dünyası, tesadüflerle değil. Sormak ve anlamak mefhumları ile oluşur'' mantığını bir kalemde yerle bir eden bu başlık aynen şöyle: “TESADÜFEN SOLCU OLDUM”...

Hayırlı uğurlu olsun... Demekten öte gitmeyen bu ilk dumur halini belki yazının içinde anlatılmak istenen bu değildir umuduyla okumaya başlıyoruz.

Maraş’tan Trakya’ya uzanan bu yaşam öyküsünün bizi ilgilendiren kısmı; lise ve üniversite yılları arasında yaşanan gelgitler ve sonrasında aktif siyaset dönemlerinde tekerrür eden gelgitler...

 

İlk seçim ilk heyecan:

Lisede yapılan bir seçimde Başkanımızı neden destekledikleri muallak olan fakat görüş olarak “sol” eğilimli olduğunu öğrendiğimiz ki burada bir parantez açmak yerinde olur; (ben düşünsel olarak henüz bir karar vermemiştim fakat beni destekleyenler solcuydu. demek istiyor sayın başkan. ) olabilir solcular aday bulamamıştır kendi aralarında, hadi bu Maraşlı arkadaşı destekliyelim demiş olabilirler.

Üniversite yıllarında ise yavaş yavaş olgunlaşmaya başlayan siyasi kimliğinin altında yatan gerçek ise şuymuş; öğrenci temsilciliği seçimlerinde aynı liseden gelen Erol adında bir arkadaşı desteklemek...

Tapu kadastro Lisesinden geldiği anlaşılan ve sadece bunun yüzü suyu hürmetine (çünkü burada Cengiz adında bir arkadaş daha destek istiyor. Fakat Cengiz’e hayır olmaz diye verilen cevabın altında Erol ile aynı liseden gelmiş olmak gibi çok geçerli bir sebep daha doğrusu bir hatır var.)

Ve desteklenen arkadaşın seçimi kazanması münasebetiyle gelişen ilişkilere birde MHP’lilerin bir arkadaşlarını dövmesi ve organize karşı hareket hoop davanın içindesin.

Ee hayırlı olsun demekten başka bir şey kalmıyor bize tabi.

Yani ezilmiş olmanın, ötelenmiş  olmanın, sıkıntının ve en önemlisi hayata bakışın ve onu anlamlandırmanın hiçbir kaygısı yok.

Kalabalık, bütün suç kalabalığın. Beni onlar getirdi buraya. Ben nereden bilirdim işler buraya kadar gelecek. Ahh bir bilsem. Böyle olur muydu hiç.

Hayırlı, uğurlu olsun ve burada tam yeri gelmişken birde ‘geçmiş olsun’.

Sonra iş güç. Evlilik...

 

Ve nihayet siyaset

 

1979 CHP. 1983 SODEP. Sonra SHP. Sonra DSP. Sonra yeniden CHP…

Selami Değirmenci..

Abdullah Yıldırım..

Özcan ışıklar..

Selami Değirmenci’nin siyaset yap telkinleri..

Fakat 1994 yılında yine DEĞİRMENCİ tarafından  sebebi belli olmayan “disipline” verilme vakası.

Röportajda geçen, Kızı Tuba’nın Selami Değirmenci tarafından teşvik edilerek Belediyede işe girmeye ikna edilmesi ve daha sonra bunun sayın DEĞİRMENCİ tarafından siyasi malzeme yapılması bizi ilgilendiren bir olay olmadığı için değinmeyeceğiz.

Yine anlam veremediğimiz ancak baskı hatası olma ihtimali üzerinde düşündüğümüz fakat adı geçen HABERDAR gazetesinin internet sitesini kontrol ettiğimizde de aynı ifade ile karşılaştığımız;

“Özcan Işıklar partiye döndü. Formunu birlikte doldurduk. Abdullah Yıldırım o dönem Özcan beye karşı çıkmıştı ama birliğin devamı için sesini çıkartmadı. Sadece Selami Değirmenci’nin dönmesine karşı çıktı o zaman karşı karşıya geldik.” ??? bunu gerçekten anlamadık.

Abdullah bey düşünürken siz nasıl anladınız ''birlik bozulmasın bari'' diye düşündüğünü...

yoksa sır saklama konusunda bir sıkıntı mı yaşıyoruz sayın başkan?

Yani Abdullah yıldırım Özcan Işıklar’ın partiye dönmesine karşı çıktı.

Ve Selami  Değirmenci’nin de partiye dönmesine karşı çıktı.

Özcan bey’e “birliktelik” bozulmasın diye ses çıkarmadı.

Fakat Selami Değirmenci “birlikteliği” zaten bozamaz diye mi karşı çıktı ?

???

Anladığımız kadarıyla yada anlayamadığımız kadarıyla, Abdullah Yıldırım Partiden ayrılanların yeniden Partiye dönmesine karşı çıkan bir kimlik.

Peki siz dönerken de karşı çıkmadı mı???

Abdullah Yıldırım ile sizi İlk defa karşı karşıya getiren olay; Selami Değirmenci’nin dönüşü. Peki  aynı Selami Değirmenci 1994 yılında sizi “disipline” göndermemiş miydi?

Bu kafa karıştıran anlatım tarzından şu sonuç çıkar;

Gidenler olmuş. Gelenler olmuş. Gitmeyenler olmuş...

Bu siyasettir olur böyle şeyler demek isterdik fakat yazının başında oluşturmaya çalıştığımız hayatı anlama ve anlamlandırma çabamızın altında yatan gerçek mesele olan ideolojik bakış açımız bunu kabul etmez.

Sadece tırnak içerisinde “hayırlı olsun” deriz.

Bu çok uzun röportajı uzun uzadıya tahlil etmek isterdik.

Ancak gerek konuların içerisinde özel yaşamdan kareler olması, gerekse siz değerli okurlarımızın zamanını çalmamak adına bazı konu başlıklarını anladığımız ve dilimiz döndüğü kadarıyla özet geçmekte fayda görüyoruz;

Evet Recep Tayyip Erdoğan’nın Filistin’e savaşmak için gitmediğini fakat sizinde gitmediğinizi, bu sebeple de yapmadığınız bir şeyden doğmayan hakkınızla,  bir başkasınıda eleştiremeyeceğinizi haddimiz olmayarak anımsatıp.

Kadir Topbaş’ın yapmak istedikleri fakat yaptırmayan AKP’liler söyleminden biz Silivri AKP teşkilatını çıkarırız fakat devam eden paragrafta; daha ileri bir Silivri için hep beraber (AKP teşkilatı ve AKP milletvekili Tülay kaynarca’da dahil ) uzlaşma niyeti, zemini ve kararından söz etmeniz bir önceki tespitimizin çürüdüğü sonucunu çıkarır, sanırım bu durum; sizin tespit ve söylemlerinizi de çürütür.

Sağ-sol kavgası bitmiştir. Doğu-batı kavgası vardır. Söyleminizden konjonktürel   bakamadığınızı  buz dağlarının görünen kısımlarıyla alakadar olduğunuzu bütün kavgaların aslı sebebinin kar-zarar ve emek-sömürü ilişkilerinden kaynaklandığını görmenizi temenni ettiğimizi.

İran ve devrimler tespitinizden aslında ortadoğuyu çok iyi takip etmediğiniz ve devrimlerin temel dinamiklerinden olan ilerici kavramını baz aldığımızda (ki örnek verdiğiniz M.Kemal ve devrimler)  ve devam eden paragrafta ileri değil geri gidiyoruz tespitinizden ve din vicdan vurgunuzdan bir sonuç çıkaramadığımızı (yani suçlu kim?  Mevcut iktidar mı?) tespitlerin muallak değil kesin yargılarla bitmesi   gerektiği.

İlker Başbuğ terörist mi değil mi sorunuzdan kafanızın henüz net olmadığı.

Alt yapı sözünden pazar yeri anladığınızı. Aksi halde cümlenizi yapılan ve yapılması gereken diye bitirmeniz gerektiğini.

Kentsel dönüşümden ve projelerden söz ettiğinizi ancak topu direk Belediye Başkanına atarak ''belki olmaz, söz veren ben olmayayım'' kaygısını aslında saklayamadığınızı.

Ve ayrıca ''Silivri’yi geliştirirsin Gümüşyaka kalır. Gümüşyaka’yı geliştirirsin Sultanköy kalır. Yani biryerlerde hep birşeyler kalacak ama Silivri kurtarılabilir. Belediye Başkanımızın güzel projeleri var."

cümlenizden ve (ama silivri kurtarılabilir)  vurgunuzdan art niyetli davranmayarak başka anlamlar çıkarmaya çalışmadığımızı.

Anlamanızı isteriz...


Ve sonuç olarak;

İDEOLOJİLER TESADÜFEN SİRAYET ETMEZ!

 

Sayın başkan,

 

Merak edeceksin, araştıracaksın ve inanacaksın...

Salı, 31 Ocak 2012 12:41 tarihinde güncellendi
 

Yorum ekle